Süt libidoyu arttırıyor!

Diyetisyen Gizem Şeber, libidoyu artırmanın yolunun testesteron seviyesini artıran besinlere yer vermek olduğunu belirterek, günde 2 bardak sütün libidoyu yükselttiğini söyledi.

 Şeber, yaptığı açıklamada, beslenme stilimizin sağlığımızla olan ilgisinin yadsınamaz bir gerçek olduğunu ifade ederek, “Aslında ne yediğimiz ne olduğumuzu ciddi anlamda etkiliyor. Sağlıklı vücut ağırlığında olmamız, diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sağlık sorunlarından ve hastalıklardan korunmamız beslenme tarzımıza bağlı. Tabi ki beslenme tarzımız cinsel sağlığımızı da etkiliyor. Bazı besinlerin diğer besinlere göre libidoyu arttırıcı etkisi olduğu biliniyor. Libido arttırıcı besinleri 2-4 hafta arasında düzenli tüketmenin özellikle kadınlarda cinsel isteği arttırıcı yönde sonuç vereceği biliniyor. Libidoyu arttırmanın yolu ise testesteron seviyesini arttıran besinlere günlük beslenme düzenimizde yer açmaktan geçiyor” diyo konuştu.

Şeber, libidoyu artırmak için beslenmenin şöyle olması gerektiğini anlattı:

“Proteini eksik bırakmayın. Proteinin libido üzerindeki olumlu etkilerine dair araştırmalar devam etse de, günlük aldığımız kalorinin en az yüzde 25’inin proteinden sağlanması gerekiyor. Bu da günde en az 100 gram et veya tavuk veya balık ve 2 bardak süt ürünü tüketmek ile sağlanabilir. Yani libidonuzu arttırmak istiyorsanız günde en az 3 köfte kadar et, tavuk veya balık ve 400 gram kadar süt, yoğurt veya ayran tüketmeniz gerekiyor. Çinkonun yeterli alımının cinsel sağlık açısından çok önemli olduğu biliniyor. Testesteronu östrojene çeviren enzimin işlevini azaltan bu mineral, en çok peynir, yumurta sarısı, balık, ayçekirdeği ve diğer kuruyemişler, tavuk ve yulaf, çavdar, tam buğday gibi tam tahıllarda bulunuyor. Bu mineral serbest testesteronu bağlayan hormonun etkisini azaltmakta etkili. Kuruyemişler, soya fasulyesi, tam tahıllar magnezyumun zengin kaynakları olmakla birlikte; kakao, muz, avokado, peynir, yumurta, patateste de magnezyum minerali yer alıyor. Beyinden dopamin salgısının artmasının özellikle kadınlarda cinsel isteği arttırabileceğine dair çalışmalar var. Bunların ışığında dopamin salgısını arttıran balık yağının cinsel sağlık için önemli yeri olduğu ortaya çıkıyor. Haftada 2-3 kez ızgara veya fırında balık tüketmek, libidoya yardımcı. Balık tüketemeyen kişiler ise doktora danışarak omega-3 desteği alabilirler. Şekerli besinlerden kaçının. Şekerli besinler genelde seratonin seviyesinin birden artmasına neden olabiliyor. Yüksek seratonin seviyeleri ise düşük libido ile ilişkilendiriliyor. Beyaz şeker içeren besinleri beslenmenizde limitlemeye çalışın. Trans yağ asitlerinden kaçının. Sağlık üzerinde olumsuz etkileri saymakla bitmeyen trans yağ asitlerinin libidoyu da azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalar konusunda dikkatli olmalısınız. Paket ürünlerin etiket bilgilerini kontrol ederek trans yağ asidi içerip içermediğini öğrenebilirsiniz.”

Cinsellikte Bunları Biliyor muydunuz?

Cinsellikte kadın ve erkekler arasında belirgin farklar bulunmaktadır. Bu farklar hem kadınlar hem de erkekler için oldukça merak ediliyor. İşte cinsellikte merak edilen 12 bilgi…  
 

1. Cinsellikte Penis Boyu ve Kalınlığının Önemi
Yapılan araştırmalara göre, kadınların yüzde 21’i ilişki sırasında penis boyunun, yüzde 32’si penis kalınlığının, yüzde 1’i ise hem boy hem de kalınlığının önemli olduğunu belirtiyor. 
 

2. Mastürbasyon 
Araştırmalarda; erkeklerin 30’lu yaşlardan önce, kadınların ise 30’lu yaşlardan sonra daha çok mastürbasyon yaptığı saptandı. Erkeklerin yüzde 85’i, kadınların ise yüzde 45’i evlendikten sonra mastürbasyon yapmaya devam ediyor. Mastürbasyon, ilişkiyi etkilemediği sürece cinsel heyecanı arttırabilir. 
 

3. Eş Seçerken Performans Ne Kadar Etkili? 
Kadınlar eş seçiminde iyi baba olabilecek potansiyele sahip, ekonomik durumu iyi, yaratıcı ve hırslı erkekleri tercih ederken, erkekler iyi bir anne adayı ve genç kadınları isterler. Sonuç olarak kadınlar ve erkekler eş seçerken cinselliği ilk sıraya almazlar. 
 

4. Orgazm (Boşalma) Süresi 
Yapılan araştırmalara göre, penisin vajen içinde kaldığı ortalama süre 6 ila 8 arasında değişkenlik gösterir. Erkek boşalan bir erkeğin ise vajen içindeki süresi 1.8 dakikadan daha azdır. Erkeklerin genel problemi erken boşalma olurken, kadınlarda geç boşalma ya da boşalamama sorunu baş gösterir. 


5. Cinsel İlişki Sıklığı
Araştırmalara göre, yüzde 7’si haftada 4’den fazla, yüzde 34 ‘ü haftada 2-3 kez, yüzde 45’i ayda 1-2 kez, yüzde 13’ü yılda 1-2 kez ilişkiye giriyor, yüzde 1’i bir yıl içinde hiç ilişkiye girmiyor.


6. Erkekler Her Zaman İlişkiye Hazır mıdır? 
Erkekler her zaman ilişkiye hazır oldukları fikrine karşı çıkıyor, bu bilginin doğru olmadığını belirtiyorlar. Buna yorgunluk, iş stresi, eşi aldatmama isteği ve fantezilerini gerçekleştirememelerini sebep olarak gösteriliyor. 
 

7. Kadınların Orgazm Sorunu
Kadınların yüzde 85’i, ilişki esnasında problem yaşıyor, bu sebeple fiziksel orgazmdan ziyade duygusal orgazmı önemsiyor. Kadınlar için beğenilmek, istenilmek, fiziksel orgazmdan daha önemlidir. 


8. Çocuk Sonrası Cinsellik
Çocuk doğmadan önce cinsel ilişkilerinin kötü olduğunu belirten çiftlerin oranı yüzde 1 iken, bu oran çocuk doğduktan sonra yüzde 20’ye ulaşıyor. Yani çocuk olduktan sonra her beş çiftten biri, cinsel ilişkiye girerken problem yaşıyor. Doğum sonraki iki yıl cinselliğin en az yaşandığı zaman olurken, çoğunlukla ilk 6-8 ay cinsel ilişki hiç yaşanmaz. 
 

9. Pornografik İçerikler
Yapılan araştırmalara göre; düzenli cinsel partneri olan erkeklerin yüzde 76.8’i, kadınların ise yüzde 31.6’sı pornografik görüntüler izlemeyi tercih ediyor. Çiftlerin sadece yüzde 22’si bu görüntüleri birlikte izler. Görüntüler, cinsel heyecanı arttırmak için faydalı olabilir. 
 

10. Yaş İlerledikçe Cinsel İlişki Azalır mı? 
Yaş ilerlemesine paralel olarak cinsel ilişki sıklığı azalır ancak alınan hazda değişiklik olmaz. Yapılan araştırmalara göre, 60-80 yaş grubunun cinsel olarak memnuniyeti gençlere oranla aynıdır. Değişen tek şey; ilişkinin sıklığı…
 

11. Cinsel Sorunlar Kadınlarda mı Erkeklerde mi Daha Sık Görülür?  
Araştırmalarda kadınların erkeklere oranla daha fazla cinsel sorun yaşadığı belirlendi. Kadınların yüzde 50’sinde cinsel soruna rastlanırken bu oran erkeklerde yüzde 20’dir. 
 

12. Evli Çiftlerde Homoseksüel Davranışlar
Dünyadaki homoseksüel (aynı cins) cinsel tercih oranı %5-7 olarak saptanmıştır. Homoseksüel tercihi olan kişiler heteroseksüel (karşı cins) evlilik yapsa dahi homoseksüel cinsel tercihlerini de sürdürdükleri gözlenmiştir. 

CİNSEL İLİŞKİYE GİREMEME DURUMU İLK GECE ORTAYA ÇIKIYOR

Özellikle genç çiftlerde Cinsel İlişkiye Girememe (CİG) durumu ilk gece karşımıza üç şekilde ortaya çıkabiliyor. Seks yapma korkusu olarak bilinen ve kadının korkularından dolayı kasılması ve ilişkiye izin vermemesi durumu olan (1)vajinismus, erkeğin psikolojik nedenlere bağlı olarak cinsel ilişkiye girememe durumu olan (2) bağlanma (sertleşme sorunu, ileri derece erken boşalma, cinsel isteksizlik) ve çiftin cinsel deneyim ve bilgi eksikliğinden dolayı ortaya çıkan (3) balayı sendromu… Çoğu zaman bu üç sorunun temelinde cinsellikle ilgili olumsuz duygular, yanlış bilgiler ve beklentiler yatıyor ve bu sorunlar çiftin hayatını ilk geceden itibaren kâbusa çevirebiliyor. Çünkü teknoloji açısından gelişmemize rağmen cinsel konulardaki bilgi kirliliğiyle ülkemiz geriye doğru gidiyor. Günümüzde gençlerin cinselliği konuşabilecekleri ve doğru bilgiyi edinebilecekleri kişiler ve kurumlar çok az… Ülkemizde eskiden sağdıçlık kurumuvardı ve sağdıçlar evlenmeden önce genç ve tecrübesiz çiftlere ilk geceye, karı-koca olmaya dair bilgiler veriyordu. Şimdi bu kurum ortadan kalktı ve gençler cinselliği aile ile konuşamıyor, okulda öğrenemiyor, internetten, porno filmlerden ve arkadaşlarından bilgi edinmeye çalışıyor ve bu bilgiler de genellikle sağlıklı olmuyor. Bu nedenle yeni evlenen çiftler cinsellik hakkında hiçbir bilgileri olmadan ilk geceyi yaşıyorlar ve çok ciddi sorunlar ortaya çıkıyor.

OLGUN ERKEKLERDE 7 DAKİKA

Erkekler arasında, kadınların birden fazla boşalma özelliğini bilmeyenler hala mevcut olsa da, kadına birden fazla boşalma yaşattığı için havalara giren ve daha fazla boşalma yaşatabilmek için çalışan erkeklerin sayısı da gün geçtikçe artmaktadır. Bunun nedeni aslında kendini iyi hissetmesini sağladığı için erkeklerin birer inadından kaynaklanmaktadır. Cinsel ilişkinin uzunluğu genç ve tecrübesiz erkekler için birkaç dakikayken, olgun erkekler için süre 7 dakikanın üstündedir. Boşalma sonrası meydana gelen ve fizyolojik bir durum olan gevşeme ve çözülme evresinin, boşalma sonrası oluşan nörolojik ve hormonsal değişikliklerin bir fonksiyonu olduğu düşünüldüğünde, her ne kadar kesin sonuçlar bilinemese de, öğrenildiğinde, G noktası ve klitoris uyarısı ritmik yapıldığında ve istemli kasılmalar oluşturulabildiğinde birden fazla boşalma yaşanabileceği kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, birde fazla boşalma kesinlikle bir efsane veya bir cinsel mit değildir. Fakat son yapılan çalışmalara göre, gerçekçi sayısı 3’tür. Yani mecazi olarak, yemek yenir, yemeğin üstüne tatlı alınır, ardından da meyve yenilebilir. Kadının fizyolojisi buna müsaittir.

BİRLİKTE ORGAZM ŞART DEĞİL

12 senelik evliyim. Düzenli bir cinsel hayatımız var. Cinsellikle ilgili pek çok şey biliyorum ve eşimi orgazm edebiliyorum. Benden gayet memnun. Fakat 12 senedir hiç birlikte orgazm olmadık. Bu durum bizi çok üzüyor.

Cinsel ilişkide eşlerin mutlaka birlikte orgazm olmaları gerektiği inancı cinsel mit dediğimiz hurafelerden biridir. Pek çok çift, cinsel yaşamlarını bu yanlış inanış yüzünden doyumsuz olarak değerlendiriyor. Oysa kadın ve erkek cinsel yanıtlarının fizyolojik farklılığı kişilerin orgazm olacakları anı tam olarak belirleyememelerine neden olur. Birbirlerinin yanıtlarını tam olarak ve anında bilememeleri gibi benzer nedenlerle çiftler nadiren aynı anda orgazm olurlar. Birlikte orgazm olmak, iyi bir cinsel ilişki için zorunlu ya da daha çok zevk almak için gerekli de değildir. Birlikte orgazm olmayı hedefinizden çıkarıp, sevişmenin verdiği hazları eşinizle birlikte yaşamanız en sağlıklı cinsel eylem olacaktır.CİNSELLİK HAYAT BOYU DEVAM EDER

Ben 32 yıldır evli bir bayanım ve 56 yaşındayım. Eşimin yaşı da 58. Hiçbir sağlık sorunumuz yok. Artık 3 ayda bir seks yapar olduk. Eşimin beni istememesi beni çok kırıyor. 

Seks zamanla yıpranan ve alışkanlığa dönüşen evliliklerde büyük bir çekişme konusu haline gelebilir. Ancak, bu çekişmeler kader değildir ve çözümlenebilir. Bunun için ilk önce eşinizle onu suçlamadan ve aşağılamadan konuşun, onu seksten uzaklaştıran nedenleri anlamaya çalışın. Seks yapma teknikleri yaşla birlikte değişebilir, bazen sarılmak, birlikte duş almak, erotik masaj yapmak, öpüşmek seksin yerini tutabilir. Ayrıca seks yapmayı bir önceliğiniz haline getirmek için deneyebileceğiniz yollar üzerine tartışın ve bu konuda seks hayatınızı canlandıran öneriler için eğitici kitaplar okumanız veya filmler seyretmeniz işe yarayacaktır

Cinsel Hazlar

14-20li yaşlar arasında cinsel organların gelişimi %80’e ulaşır

Erkekler için cinsel gelişimin başladığı bu dönem gelişim hızlı olmakla birlikte on dördüncü yaşta cinsel organlar gelişimlerinin ancak yüzde yirmisini tamamlar. On dört, yirmili yaşlar arasında ise cinsel organların gelişimi yüzde seksene ulaşır. Erkek üreme organı olan penisin altında bulunan testisin ise iki görevi vardır. İlki sperm adı verilen cinsiyet hücrelerini salgılamaktır. İkincisi ise üreme için gerekli fiziksel ve ruhsal uyumu sağlayacak hormonları salgılamaktır. Erkek üreme organları yeterli olgunluğa ulaştıktan sonra gece boşalmaları başlar. Bu boşalmalar cinsel rüyalar, dar giysiler giymek, kabızlık, fazla örtünmek ve idrar torbasının fazla doluluğu gibi nedenlerle olabilir. Ergenlikteki gelişmeyle başlayan gece boşalmaları haftada dört kez görülebilir.

Cinsel birliktelikte farklı zamanlarda orgazma ulaşılabilir

Erkekte boşalmayı da içine alan orgazm geniş bir kavramdır. Yoğun uyaranlar sonucu beden ile birlikte ruhsal olarak da yaşanan yoğun his ve kasılmaların vücutta meydana gelmesi orgazm olarak tanımlanabilir. Genellikte orgazm olduktan sonra tekrar orgazm olabilmek için yirmi dört saatin geçmesi gerekebilir. Bazı durumlarda bu sürenin aşıldığı da görülebilir.

Cinsel birliktelikte görülebilen ve toplumda yanlış olarak bilinebilen partneriniz ile aynı anda orgazma ulaşmak ise birlikteliğin uyumu ile alakalı değildir. Cinsel birliktelikte farklı zamanlarda orgazma ulaşılabilir. Genellikle kadınlar erkeklerden daha çabuk orgazma ulaşabilirler. Erkekte ise orgazma ulaşma süresi zamanla uzayabilir.

Mastürübasyon normal ve doğal bir eylemdir

Ergenlikteki cinsel gelişim ile yaşanan boşalma ve orgazm duygularıyla birlikte bireyler o hisleri yaşamak isteyebilirler. Erkekte bu doyumu yaşamak için cinsel organın eller yardımı ile boşalana kadar uyarılmasına mastürbasyon denir. Mastürbasyon normal ve doğal bir eylemdir. Halk arasında ise mastürbasyon yaptıktan sonra sivilce oluşması, mastürbasyon yapılması durumunda çocuğun olmayacağı uydurmalardır.

Cinselliği ve cinsel hazlarınızı partnerinizle paylaşmak ve birlikte keşfetmek çiftler açısından daha fazla uyum ve haz sağlar

Cinsellik hayatımızda birçok konuda olduğu gibi çok açık ve net değildir. Bu tür cinsel konu ve hazlarınızı partnerinizle konuşmanız ve birlikte kendinizi ve vücudunuzu keşfetmeniz gerekebilir. Konuşmadan yaşadığımız cinsel birliktelikler bize haz verirken partnerimize rahatsızlık verebileceği gibi birlikte konuşarak cinsel doyum ve hazzınızı arttırabilirsiniz.

Örneğin; kulaktan duyma bir yanlış bilgi olan erkeğin cinsellikte tecrübeli olma gerekliliği, uygun olmayan koşullar altında ve sağlıksız ortamlarda cinsel duyguların doyurulmasına neden olabilir. Cinselliği ve cinsel hazlarınızı partnerinizle paylaşmak ve birlikte keşfetmek çiftler açısından daha fazla uyum ve haz sağlayacaktır.

Kondom cinsel hastalıklardan korunmanın en etkili yoldur.

Genel olarak hepimiz belli dönemlerde belli hastalıklar geçirmiş olabiliriz. Örneğin, sonbahar döneminde mevsimlerin değişimiyle grip olma ihtimalimiz artar. Buna karşın grip aşısı olup bundan korunmaya çalışırız. Cinsel hastalıkların da erkeklerde görülme ihtimali oldukça yüksektir. Erkeklerde görülebilen bazı cinsel hastalıklara örnek vermek gerekirse; Halk arasındaki adıyla, bel soğukluğu yani “Gonore’’ olarak adlandırılır. Erkekler arasında 17-30 yaşlar arasında sık rastlanan peniste akıntılara ve idrar sırasında yanmaya neden
olabilir.

Halk arasında uçuk olarak bilinen ve cinsel yolla bulaşabilen “Herpes’’ ise penis üzerinde kaşıntı ve ağrılı yaralara dönüşebilir.
Cinsel yolla bulaşabilen diğer hastalık ise HIV virüsüdür. HIV’in neden olduğu hastalık ise AIDS olarak tanımlanır. Vücudun bağışıklık sistemini çökelten bir hastalık olduğu gibi tedavisi pek mümkün değildir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmanın en etkili yolu kondom kullanmaktır. Kondom sizi ve partnerinizi bu tür hastalıklardan uzak tutacaktır. Herhangi bir hastalık durumunda ise bir üroloji doktoruna görünmek ve en kısa sürede teşhis konulup tedaviye başlanılması, cinsel sağlığınıza en kısa sürede kavuşmanıza yardımcı olacaktır

cinsel detoks tavsiyeleri:

  • Olumsuz düşünce ve duygulardan mümkün olduğunca uzak durmak ve özellikle cinsellik esnasında bu tip düşüncelere beyni kapatmak gerekir. Bunun için cinsel eğitim kitapları okunabilir, cinsel eğitim videoları izlenebilir.
  • Zihniniz bir bahçeye benzer; olumlu düşünceler, olumlu iç konuşmalar, olumlu hayaller ve telkinlerle bu bahçeyi beslerseniz başarı ve mutluluk sizin olacaktır. Endişe, kaygı, ümitsizlik ve korku gibi olumsuzluklarla beslerseniz, bunlar adeta zehirli atıklar gibi sonuç doğuracaktır. Mevlana’nın deyişiyle ‘Sen kötü düşünceyi zehirli tırnak gibi bil. Bu tırnak derinleştikçe canın yüzünü tırmalar.’
  • Kişisel gelişim ile stres yönetimini ve öfke kontrolünü başarabilmek gerekir.
  • Partner ile samimi, açık ve dürüst bir cinsel iletişim kurabilmek önemlidir.
  • Pornografi gibi gerçeklikten uzak bir cinselliği referans almayıp, karşılıklı sınırların belirlendiği gerçekçi cinsel beklentilere sahip olmak doğru bir yaklaşımdır.
  • Partnere duygulan saygının ve kalitenin bir gereği olarak öz bakıma özen göstermek olmazsa olmazdır.
  • Yatağın dışında da partnerle yeniden sevgili olabilmek ve kaliteli zaman geçirerek, partnerine değerli ve özel olduğunu hissettirebilmek önemlidir. Bu sayede çift olabilme duygusu daha derinden yaşanabilir.
  • Nasıl ki düzenli ve yeterli uyku sağlıklı bir beden için önemli ise, düzenli cinsel hayat da sağlıklı ilişkiler için önemli ve gereklidir.
  • Cinsellikte süreklilik ve zamandan koparak sevişmek daha doyumlu cinsel hayata sahip olmanın kapısını aralar.
  • Sağlıklı bir zihinsel süreç ve bununla paralel giden sağlıklı bir cinsel hayat için size destek olabilecek en yararlı mecra, alanında uzman cinsel terapistlerdir. Bu yüzden gerektiğinde cinsel terapi desteği almaktan çekinmeyin.

CİNSELLİKTE MAHŞERİN DÖRT ATLISI

İnsanın dünyada tadabileceği en güzel zevklerin başında cinsel birliktelik geliyor. Günümüzde tabu olarak algılanan ve çiftlerin gözünü korkutan cinsellik, sanıldığı gibi bir sınav, kara bir bulut ya da kâbus değil… Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED – www.cised.org.tr) tarafından seks yapmak; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatı olarak tarif ediliyor. Dolayısıyla seks yapmak, beslenme ve dinlenme ihtiyacı gibi kişinin zamanı geldiğinde, yani hormonları harekete geçtiğinde yaşaması gereken çok özel ve güzel bir dürtünün ifade ediliş şekli… Bu nedenle doğru bilinen yanlışlara dönüşen toplumsal yargıların bilimsel verilerle ne ölçüde çeliştiğini anlayabilmek gerekiyor. Bunun için cinselliği doğru kaynaklardan keşfetmek ve bu keşfin her bir karesinden zevk almak çok önemli… Hem bireyi hem de çift ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen, ( 1) abartma, (2) korkma, (3) bilgisizce yaşamaya çalışma ve (4) görev olarak görme şeklinde sıraladığım abartılı ve yanlış inanışları “CİNSELLİKTE MAHŞERİN DÖRT ATLISI” olarak tarif ediyorum.

ABARTIYORUZ…

Farklı iletişim türlerinin en özel ve güzeli olan cinsellik, içinde barındırdığı özel duygular nedeniyle bir hayli gizemli ve şehvetli bir aktivite olarak biliniyor. Kişiyi pespembe bulutların üzerine çıkarabilecek kadar eşsiz bu güzelliğin huzurlu ve arzu dolu yaşanabilmesi için özel bir kişi, özel bir yer ve özel bir zaman gerekiyor. Hormonların etkisiyle ortaya çıkan cinsel hazzın doğru yaşanması, diğer bir değişle kişinin ya da çiftin hayatının eğlenceli bir parçası olabilmesi için, doğru algılanması önem taşıyor. Aksi takdirde, çok fazla yüceltilen ya da fazlasıyla yerin dibine geçirilen, kısacası abartılan cinsellik, cinsel işlev bozuklukları başta gelmek üzere, özgüven eksikliği, karşı cinsle olan iletişim bozuklukları ve psikolojik baskı gibi pek çok olumsuzluğu beraberinde getirebiliyor. Dolayısıyla, gizemi hala çözülemeyen cinsellikle ilgili korku ve endişeleri yansıtan “Erkek adam her gün seks yapar!”, “Erkekler cinsel ilişkiye her zaman hazırdır!”, “Evde beş arabada on beş defa seks yapmak lazım!”, “Sekste erkeğin penis boyu çok önemlidir!” gibicinsel mitler (hurafeler, doğru bilinen yanlışlar) abartılı söylemlerden başka hiçbir şey değil… Bu nedenle cinsellikte  ABARTMA” yerine cinselliğin “HAYATIN EĞLENCELİ BİR PARÇASI” haline getirilmesini tavsiye ediyoruz.

Cinsel Şiddet ve Cinsel Fantaziler

Cinsellik aslında herkese göre değişen bir kavram. Cinsellikte kimi duygusallıktan haz alırken kimi de şiddetten hoşlanıyor. Kimi cinselliği odak noktası yaparken kimi ikinci plana atıyor. Ama ne olursa olsun cinselliğin bir ilişkinin olmazsa olmazı olduğu gerçeği hiç değişmiyor. Cinsellik duygularla yapılan bir eylem olmasına rağmen sevgi, duyarlılık gibi romantik hislere bazen öfke ve şiddet de eklenebiliyor. Cinsellikte şiddet bir fantezi olarak görülse de sınırları bilmek gerekiyor….

Cinsel şiddet ve cinsel fantezilerin ayırımı nasıl yapılır?

Şiddeti, bir kişiye onun isteği dışında yapılan uygulamalar olarak nitelendirebiliriz. Bu fiziksel ya da duygusal olabilir ama şiddet olabilmesi için rızanın olmaması şart. Cinsellikte böyle bir şiddet olabilir ama buna çiftin birlikte karar vermesi gerekiyor. Eğer iki taraf da bu tür oyunlardan, sertliklerden hoşlanıyorsa, bunu birbirlerinden talep ediyorlarsa ve rahatsızlık duymuyorlarsa o çift için bu durum “normaldir” ve adı cinsel fantezidir. Zaten cinsel fantezilerin geneline baktığınızda ufak aşk oyunlarıyla birlikte fiziksel ve duygusal bazı şiddet unsurlarının bunun içinde olduğunu görürüz. Duygusal şiddette erkek kadını aşağılayabilir ya da kadın erkeği… Örneğin “Kölemsin, ben ne dersem onu yapacaksın” derken bağırabilir, saçını çekebilir. Bu tip durumlar her iki tarafın da rızası olduğu takdirde cinsel fantezi olarak nitelendirilir, çiftler tarafından cinselliğe bir tat kattığı düşünülebilir.

Karşı tarafa zarar verdiğinde aşırıya kaçılmış oluyor. Çoğu cinsel fantezide, bu tür zararlar var. Zaten o zararı hissetmek haz veriyor. Kadınların erkeklerin vücudunda tırnaklarıyla açtığı çizikler, erkeğin şaplak atarken kadında yarattığı acı bu fantezinin bir parçası. Buradaki kriter, zarardan ziyade rızanın olmaması ve hayata kastedecek niteliklere ulaşmaması. Rızanın olmadığı ve hayata kasteden durumları biz anormal olarak görüyoruz ve cinsel şiddet olarak adlandırıyoruz. Bu, cinselliğin sadistik ve mazoşistik yönünü oluşturuyor. Çünkü hepimizin içinde sadist ve mazoşist bir çekirdek var, bu doğaya gelişimizle ilgili bir konu. Çünkü annemizden doğduğumuzda ciğerlerimize havayı ilk çekişimizde canımız çok acır, ilk acıyı o an hissederiz.

İlk deneyim çok önemli!

Şiddet uygulanması zevk verir hale gelmişse ve partnerler bundan zevk alıyorsa, partnerlerin ikisinde de çocukluk travması olabiliyor. Her ikisinin de ebeveynleri arasında duygusal ve fiziksel şiddet görülebiliyor. Ayrıca anne babasından şiddet görmüş kişiler olabiliyor. Yani şiddet seven kişiler, ebeveynleri arasındaki şiddete hem tanık hem de muhatap olmuş olabiliyor. Ebeveynleri ile herhangi bir sorun yaşamamış, sorunsuz bir çocuk olsa da fiziksel taciz ya da şiddete maruz kalmış olabiliyor. İşin ilginç tarafı, ilk erotik hazlanma adını verdiğimiz bir durum var, yani herkes ilk erotik hazzı nasıl aldıysa onların türevlerini yaşamaya çalışıyor. Eğer ilk erotik hazlanma acıyla birlikte gelmişse bunun türevleri de cinselliğin içindeki bu tür acılardır. Acıyla zevkin birbirine karışımıdır. Mesela ilk cinsel erotik hazlanmasını bir taciz anında, şiddet alarak almış bir kadın ileride bunu partneriyle denemek isteyecek ve talep edebilecektir. Çünkü ilk haz daima kendini tekrar etme potansiyeli taşır.

Cinsel şiddet nedir?

Cinsel şiddet ise bir zorlama içerdiği için hukuksal bir problem. Birinin rızası olmadan ona zorla, duygusal ve fiziksel olarak şiddet uygulamak, canını acıtmak, zarar vermek hukuksal olarak suç sayılıyor ve bunun adı cinsellik olmuyor. Maalesef kadınların çoğu eşleri tarafından cinsel şiddete maruz kalıyor. Eşi tarafından tecavüze uğrayan kadınlarda güven problemi oluyor. O an ya da daha sonraki tüm partnerlerine karşı güvensizlik besliyor. Ciddi bir özgüven problemi yaşıyor, kendisini aşağılıyor, değersiz, önemsiz biri olduğunu düşünmeye başlıyor. Genellikle de çökkün (depresif) bir ruh haline bürünüyor. Hayattan tat alamıyor, içine kapanıyor, en ufak bir uyarandan korkuyor, ürküyor… Yani hayatı yaşayamayacak, işini sürdüremeyecek bir hale geliyor ve herkesin ona kötülük yapacağı şüphelerine kapılıyor. Takdir edersiniz ki, bu durum o kişiyi insanlıktan çıkarıyor.

Cinsel şiddet gösteren erkeklerin ortak özellikleri nedir?

Daha agresif ve saldırgan oluyorlar, konuşmaları maçoluk ve küfür içeriyor. Trafikte araç kullanırken sert davranıyorlar. Bazıları da dışarıda mülayimken, yatakta vahşileşebiliyor. Cinsel şiddet gösteren erkeklerin büyük çoğunluğu hem duygusal hem de fiziksel şiddete maruz kalmış oluyor. Bu kişilerde öncelikle sertleşme, erken boşalma problemi olabiliyor. Normal cinsel ilişkiye karşı soğukluk yaşayabiliyorlar. İlk başta partner uyum göstermiyorsa, ona karşı soğukluk yaşayabiliyorlar. Partner biraz sertleşip, kişiyi aşağılamaya başladığında haz alabiliyorlar. Fakat normal bir partner duygusal yaklaşırsa, ereksiyon gerçekleşemiyor. Çünkü bu erkeklerin hazlanması şiddet ve sertlikle ilgili. Bu nedenle benzer isteklere sahip kişiler birbirlerini buluyorlar.

Bir tarafın cinsel şiddet istemesine karşılık diğerinin istememesi, şiddet isteğinin dışarıda giderilmesine yol açar mı?

Aldatmalar, dışarıda arayışlar, hayat kadınlarıyla bu tür tecrübeler yaşanması olabiliyor. Bunlar da aile yapımızı tehdit ediyor.

Depresyondaki erkeğin spermi

Uzmanlar erkeklerin depresyona girmesinin gebelik konusunu tehlikeye soktuğunu açıklamış. Yani depresyonda olan bir erkeğin sperm kalitesi düşüyormuş. Erkeği kısır yapan şeyler ne diyorsanız stres bunlardan biriymiş haberiniz olsun.

Erkeklerin akıl sağlığı sperm kalitesini etkiliyor. Erkek depresyondaysa, gebelik şansı daha düşük. Kadındaki depresyon ise üremeyi etkilemiyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen kısırlık ve depresyon arasındaki ilişki hakkında şu bilgileri verdi:

“Gebe kalmakta güçlük yaşaması kadınlar için üzücü ve moral bozucu bir durumken, genelde erkekler bu kadar etkilenmezler.

Uzmanlar erkeklerin depresyona girmesinin gebelik konusunu tehlikeye soktuğunu açıklamış. Yani depresyonda olan bir erkeğin sperm kalitesi düşüyormuş. Erkeği kısır yapan şeyler ne diyorsanız stres bunlardan biriymiş haberiniz olsun.

Erkeklerin akıl sağlığı sperm kalitesini etkiliyor. Erkek depresyondaysa, gebelik şansı daha düşük. Kadındaki depresyon ise üremeyi etkilemiyor.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen kısırlık ve depresyon arasındaki ilişki hakkında şu bilgileri verdi:

“Gebe kalmakta güçlük yaşaması kadınlar için üzücü ve moral bozucu bir durumken, genelde erkekler bu kadar etkilenmezler.

Tarih boyunca kısırlık tedavisi, kadın vücuduna odaklanmıştır. Ancak 18. yüzyıl sonlarından itibaren doktorlar bu durumun erkek kaynaklı da olabileceğini düşünmeye başladılar. Kısırlık tedavisinde tüp bebek yöntemi kullanılması 1970’li yıllarda başlar.

Giderek daha fazla kadın tüp bebek yoluyla gebe kalırken, bu konuda sorun yaşamaya devam eden pek çok çift de bazı ilaçlar kullanarak çözüm bulmaya çalışmaktadır. Bu ilaçlar erkekte ereksiyon sorunlarını ve erken boşalmayı önlemeye yönelik hormonal tedavilerdir.

Ruhsal sorunlar ürememizi engelliyor

Fakat tüm bu tedavilere rağmen, depresif ruh hali erkekler üzerinde çok fazla negatif etkiye sahiptir. Maalesef ancak son yıllarda bilim adamları mental ve ruhsal sağlığın üreme üzerindeki etkisine dikkat çekebilmişlerdir.

En son yapılan National Institutes of Health (NIH) araştırmasında bin 650 kadın ve bin 608 erkeğe ait datalar incelendi. Majör depresyon oranı kadınlarda yüzde 6, erkeklerde yüzde 2.2 olarak rapor edildi. Erkek depresyonunda, çiftin gebelik olasılığı yüzde 60 daha azaldı.

Yeni araştırma sayesinde mental ve fiziksel sağlığın beklenenden daha derin bir ilişki içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Yani kısırlık tedavisi planlanırken, çiftlerin psikolojik değerlendirmesinin de yapılması özellikle erkek açısından önem taşımaktadır.”

Öpüşürken neden gözlerimizi kapatırız?

Öpüşürken istemsiz bir şekilde gözlerinizin kapandığına bir çok kez şahit olmuşsunuzdur. Henüz bire bir deneyimlemediyseniz bile, filmlerde ya da dizilerde dudakların birbirine değme anı geldiğinde iki taraf da gözlerini kapar ve sessizliğin eşlik ettiği derin ve tutkulu bir öpüşme sahnesi başlar.

Peki, hiç bir amacı yokmuş gibi görünen, “Bu adamlar gözleri açık öpüşemiyor mu?” diye düşündüren öpüşürken gözleri kapama davranışımızın altında nasıl bir motivasyon yatıyor? Neden öpüşürken gözlerimizi kapama ihtiyacı duyuyoruz?

Psikoloji alanında araştırmalar yapan bilim insanları, öpüşürken gözlerimizi kapamamızın sebebinin, beynin olan bitene daha fazla odaklanmak istemesiyle bağlantılı olduğunu söylüyor.

University of London’da bir grup araştırmacının yaptıkları araştırmalar sonucunda elde ettikleri verilere göre , dudaklardan yoğun bir uyarı gelmesi halinde insan beyni görsel uyarıları tam olarak algılayamıyor.

Bu bulguyla benzer olarak, Londra’da bulunan Royal Holloway Üniversitesi’nden bilişsel psikoloji alanında çalışmalar yürüten Polly Dalton ve Sandra Murphy’e göre, dokunma duyusunun aktif olarak çalışması, aynı anda alınan görsel uyarının yoğunluğuna bağlı olarak değişebiliyor.



Sonuç olarak, öpüşürken gözlerinizi açar ve karşınızda gördüğünüz yüze odaklanmaya başlarsanız, dokunma duyunuzun beyninize gönderdiği uyarılara karşı olan farkındalıkta önemli ölçüde azalma yaşanacaktır.

Dalton ve Murphy’nin yapmış olduğu araştırma özel olarak öpüşmeye odaklı değil, genel olarak görsel uyarıların diğer duyularımız üzerindeki farklı etkilerini ölçümlemek amaçlı yapılmış bir çalışma.

Araştırmaya katılan gönüllülerden, bir taraftan ellerine bağlanan küçük kablolar yardımıyla titreşim verilirken bir taraftan da farklı zorluk seviyelerindeki karışık bir harf grubunun içinden kendilerinden istenen harfi bulmaları isteniyor. Araştırma sonucunda, daha karmaşık ve çok harf içeren, görece daha zor sayılabilecek görevi gerçekleştirmeye çalışan kişilerin titreşimlere daha az tepki verdiği görüldü.

Spesifik görsel bir uyarana fazlasıyla odaklanmanın, çevremizdeki diğer görsel ve işitsel uyarılara karşı farkındalığımızı azalttığı önceki araştırmalarla kanıtlanmıştı. Ancak Murphy ve Dalton’un çalışması, var olan bulguları daha da genişleterek görme duyusunun dokunma duyusuyla olan bağlantısını da ortaya çıkarmış oldu.